15 07 2007

Edebiyat: Bir Otel Odası Yalnızlığında Necip Fazıl ve Attila İlh

Yalnızlık; başkalarından uzaklaşmak, tek kalmak bazen de hür olmak veya hür kalmaktır. Yalnızlığın tanımı yalnızlar kadar çoğaltılabilir. Yalnızlık, toplumsal ve bireysel yönlerinin farklı farklı değerlendirileceği bir konudur. İnsana böylesine yakın olan ve insanı diğer insanlardan böylesine uzaklaştıran yalnızlığı sanat ve edebiyat eserlerinden ayrı tutmak elbette düşünülemez. Bunun içindir ki yalnızlık; şiir, roman, hikaye gibi edebi türlerin en vazgeçilmez konularından biridir.Yalnızlığı başkalarından uzak kalmak ve başka şeylerden uzaklaşmak olarak da tanımlayabiliriz. Böyle bir yalnızlık da karşımıza içinde derinleşen insanı çıkarır. İsmet Özel bir şiirinde: "Uzak nedir? Kendinin bile ücrasında yaşayan benim için, gidecek yer ne kadar uzak olabilir?" diyordu. Bu dizeler bize sanatkar ruhu taşıyan bir karakterin kavramların ve nesnelerin görünen yüzleriyle değil, onların bizi sürükledikleri mecrada anlam kazandıklarını göstermektedir. Sanatçıları yalnızlığa düşüren belki de onları yalınlaştıran temel unsur kendileridir. Ruhtan başlayan yalnızlık önce bedene sonra bireye sonra da topluma yansıyor. Yalnızlığı çeken elbette insandır; yalnızlığı ortaya çıkaran ise bazen tarih, bazen toplum, bazen de sanatçının hayatı ve düşünceyi algılayış şeklidir. Aslında genel bir değerlendirmeyle her sanatçı zaten yalnızdır, yargısını dillendirmek yanlış olmaz; çünkü sanatçı kendini diğerlerinden ayırmadan tam bir özgünlük yakalayamaz. Belki de sanatçıların sanat adına teknik bir oluşumu veya olgunluğu gerçekleştirirken diğer bireylerle ve toplumla olan mesafesi kendiliğinden oluşur. Sanat adına da gerekli olan bu duyuş ve duruş şekli edebi eserleri tema olarak da renklendirmiştir.

Bu yazıda, yalnızlığı farklı eserlerinde, farklı şiirlerinde derinliğine işleyen iki önemli şairden Necip Fazıl’dan ve Attila İlhan’dan bahsedeceğim. İki yalnızın yalnızlığını bir yazıya sığdırmak zor olacağından şairlerimizin sadece " otel yalnızlıkları"na değineceğim.

"Otel Odaları"ndaki Yalnız: Necip Fazıl

Necip Fazıl, Türk şiirinde vazgeçilmez bir isim, bir duyuş ve bir duruştur. Hayatı, sanatı, poetikası, farklı türde verdiği eserler... her biri ayrı ayrı araştırma konusudur. Bunlar hakkında farklı araştırmalar, derlemeler, özel sayılar, müstakil kitaplar yazılmış ve yayımlanmıştır. Bu yazıda böylesine bir bütünün belki de çok küçük bir parçası olan "yalnızlık" temasına değineceğim; ama unutulmamalı ki Necip Fazıl’ı "üstat" yapan, Türk şiirinde önemli bir dönüm noktası haline getiren asıl unsurlardan biri Necip Fazıl’ın yalnızlığıdır ve yalnızlığı anlatış şeklidir. Necip Fazıl, "Kaldırımlar" şiirini bir yalnız olarak yazmıştır. "Kaldırımlar"da yalnız kalan Necip Fazıl, Türk şiirinde önemli bir şair konumuna yükselmiştir. Necip Fazıl, diğer şairlerde olduğu gibi yalnızlığı tamamıyla sosyal sebeplere, hayatı anlayış ve algılayış şekline bağlamamıştır. Onun yalnızlığında önce ruh, sonra birey, sonra da toplum vardır. Mehmet Kaplan "Şiir Tahlilleri-2" adlı eserinde: "Necip Fazıl, dünya görüşü bakımından çağını ve çevresini beğenmeyen bir şairdir" değerlendirmesini yapar. Bu değerlendirme Necip Fazıl’ın eşsiz bir yalnızlığı anlattığı "Kaldırımlar" şiirini tahlil ederken yapılmıştır. Aynı tahlilde şair: "Kendi ruhi bunalımlarını kuvvetli bir şekilde aksettirmesini bilen Necip Fazıl, sosyal bunalımları da aynı güçle ifade eden şiirler yazmıştır." ifadeleriyle tanıtılmıştır. Bu durum ve bu tahliller de gösteriyor ki Necip Fazıl şiirlerinde detaylı bir yalnızlığı işlemektedir. Necip Fazıl, "Kaldırımlar"da ruh, birey, insan ve büyük şehir çerçevesindeki yalnızlığı anlatır. Necip Fazıl’ın "Kaldırımlar"daki yalnızlığından çıkıp "Otel Odaları"ndaki yalnızlığa uzanışı çok da uzun sürmez. Bireyin derinliğine yaşadığı kaldırım yalnızlığını resmi yalnızlıkların mekanı olan "Otel Odaları"na çeker.

Necip Fazıl, "Otel Odaları" adlı şiirinde farklı ve özgün bir yalnızlık sembolü oluşturmuştur. "Kaldırımlar"da anlamı güçlendiren tekrarlar, bu şiirde ahengi, sezgiyi ve vurguyu güçlendirmiştir. Şair beyit şeklinde belirlediği nazım biriminde ikinci mısradaki ifadeleri tekrarlamıştır. Yalnızlık, duvarlardan yansımış ve yine şaire kadar ulaşmıştır. "Otel Odaları" , biçimin içeriğe, içeriğin biçime; ahengin anlama, anlamın ahenge bir cengidir. Bu cengi kazanan elbette şiir olmuştur.

"Bir merhamettir yanan, daracık odaların,
İsli lambalarında, isli lambalarında
Gelip geçen her yüzden, gizli bir akis kalmış,
Küflü aynalarında, küflü aynalarında"

"Kaldırımlar"daki yalnız "Otel Odaları"na taşınmıştır. Şair yalnızlığın mekanını çok iyi seçmiştir. Günümüzde otel kavramı farklı bir nitelik kazanmış olsa da bu şiirin yazıldığı yıllarda (1927) otel, yalnızların, gariplerin, kimsesizlerin sığınma yeridir. Büyük şehirlerde kalacak yeri olmayan insanların ilk sığınağı ucuz bir oteldir. Necip Fazıl’da böyle bir yalnızlığı, kimsesizliği "Otel Odaları"nda eşsiz bir söyleyişle dillendirmiştir. Şunu da açık olarak söyleyebiliriz ki; Necip Fazıl’ın yalnızlığı kimsesizlikten veya ilgisizlikten kaynaklanan bir yalnızlık değildir. Şairin yaşadığı yalnızlık belki bireyin, belki milletin belki de büyük bir ruhun yalnızlığıdır. Çevresinden gelen seslerin kendi ses rengine uymaması da şairin yalnızlığının sebeplerindendir.

"Atılan elbiseler, boğazlanmış bir adam,
Kırık masalarında, kırık masalarında
Bir sırrı sürüklüyor terlikler tıpır tıpır
İzbe sofalarında, izbe sofalarında"

Yalnız kalan her insan, söz ve eylemleriyle yalnızlığını dışa vurur. Bu şiirde de şair, yalnızlığıyla çoğalmıştır. Daha önce "Kaldırımlar"daki yalnızlığından bir "eş, anne, insan, lisan" edinen şair; "Otel Odaları"nda "isli lambaları, küflü aynaları, kırık masaları, izbe sofaları, çivi yaralarını, tavan aralarını, âşinasızları" zihninde tek tek canlandırmış, onlara bir kimlik vermiş ve onları yaşadıklarının şahidi yapmıştır. Bu durumu Prof. Dr. Orhan Okay şöyle ifade eder: "Necip Fazıl’ın şiirlerinde eşyaya, maddi varlıklara, daha geniş bir ifadeyle dış dünyaya bakış tarzı dikkat çekicidir. Onda maddi varlıklar, dış görünüşüyle idrak ettiğimiz gibi değildir. Eşyanın,eğer sezebiliyorsak, bizim iç hayatımızla irtibatı vardır. "

Necip Fazıl’ın Bergson felsefesinden etkilendiğine değinen Orhan Okay, şiirlerindeki eşya-ruh birlikteliğinin kaynağının bu adres olduğunu belirtir. Orhan Okay, Necip Fazıl’ın Bergson’un sezgi felsefesinden yararlandığını Necip Fazıl - Bergson - Mustafa Şekip Tunç ilgisini kurduktan sonra konuya şu ifadelerle açıklık getirir: "Bergson sezgiyi şöyle ifade eder: " Sezgi, bizi bir varlığın, dışımızdaki bir objenin içine sürükleyen zihnî sempatidir. Böylece içimizdeki şuurla dışımızdaki eşya aynîleşmiş olur. Sezgi, şuurla eşya arasındaki farkı ortadan kaldırıyor" Aslında sembolizm de sezginin doğurduğu bir sanat görüşüdür. Bergson’a göre, şuurla eşyanın birleşmesinde eşyanın hususiyeti kaybolmaz. Benliğimiz bir an için eşyanın karakterine sığınarak onu olduğu gibi tanır. Bu şekilde Bergson’un düşüncesi de bir çeşit mistisizme ulaşmaktadır. Sanatkar ruhu ile eşya arasında bir vahdet meydana gelmektedir.

Necip Fazıl’da eşyaya, objeye karşı, kaynağını muhtemelen bu sezgi felsefesinden alan bir zihni sempati hissedilir."

Bu görüşler de bir yalnızın yalnızlığının kaynaklarını, yansımalarını ve etkilerini en açık şekilde ortaya koymaktadır. Necip Fazıl, "Otel Odaları"nda eşyaya ruh verip o ruhla düşüncelerini paylaşıp onların anılarını dinleyip yalnızlığı, sessizliği derinlemesine yaşadıktan sonra şiirin son iki dizesinde bir istekte bulunur:

"Ağlayın, aşinâsız, sessiz can verenlere,
Otel odalarında, otel odalarında!"

Bu dizeler artık bıçağın kemiğe dayandığını ifade eden dizelerdir. Karakterinde ve sanatında ilahi kaynaklı olmayan hiçbir şeyden korkmayan, ürkmeyen Necip Fazıl, yalnızlığın ve yalnızlaştırmanın dayanılmaz acısını ifade edip bir acıma, bir merhamet dilemektedir. Belki kendine belki de kendisi gibi "kaldırım" veya "otel odası" yalnızlarına.

"Emperyal Oteli"ndeki Yalnız: Attila İlhan

Attila İlhan da son dönem Türk şiirine(Cumhuriyet Dönemi) damgasını vuran bir şairdir. Attila İlhan da Necip Fazıl gibi farklı edebi türlerde eserler vermiştir. Sanatçının önemli romanları ve denemeleri vardır. Farklı edebi türde eserler vermiş olsa da Attila İlhan’ı da tanınır kılan en önemli yanı şairliği olmuştur. Şair kimliği kazanırken Garip Akımı’nın yükselişine ve buna karşı İkinci Yeni topluluğunun doğuşuna da şahitlik etmiştir. Bir yönüyle İkinci Yeni’ye daha yakın olan Attila İlhan farklı bir şiir dili yakalamak ve farklı bir şair kimliği oluşturmak yolunda ilerlemiştir. Şiir anlayışının temellerini atarken İkinci Yeni’ye karşı da cephe oluşturmuştur. Attila İlhan; gelenekten beslenen şiirini modern biçimlerle sunmayı, bireyin içindeki çelişkileri, duygusal çeşitlilikleri, toplumsal ilgilerle birleştirmeyi denemiştir. Yaşadığı hayat ve yazdığı şiirler de bunu başardığını açık bir şekilde göstermektedir.

Attila İlhan’ın yayımlanmış on bir şiir kitabı vardır. Bu kitapların her biri defalarca basılmıştır. Attila İlhan’ın şiirlerinde, denediği nazım şekillerinin faklılığının yanı sıra tema olarak çeşitlilik de dikkat çeker. Bu tema çeşitlemesinin içinde üzerinde duracağımız asıl tema, yalnızlıktır.

Attila İlhan da bir yalnızdır. Belki kalabalıklar içindeki bir yalnız belki de içindeki kalabalıktan kaçan bir yalnızdır. Attila İlhan, yalnızlığı bir çok şiirinde özel bir tema olarak işlemiş, birçok şiirinde de yalnızlığa özellikle değinmiştir: "yalnızlığın simsiyah panter... soğuk bir trenden inmiştiniz yalnızdınız... kim kurtulmuş çiftlerin ağır yalnızlığından biri öbürünün kazılmamış mezarı...çiftin çifte yalnızlığı en büyük rezillik vb." Attila İlhan , belki sayfalarca artırılacak yalnızlık dizeleriyle şiirlerine önemli bir tema eklemiştir. Şair, yalnızlığı anlatmakla birlikte şiirlerinin bir çoğunda yalnızlığı çağrıştıran sözcüklere de yer vermiştir. "Gece, yağmur, karanlık, sessizlik, liman, ayışığı, soğuk vb." kavram ve nesne adları şairin şiirlerinde en çok karşılaşılan sözcüklerdir..

Attila İlhan’ın önemli bir yanı da bireyi, toplumu, tarihi, geçmişi ve geleceği bir şair duyarlılığı ile irdelemesidir. Attila İlhan, hangi temayı ele alırsa alsın her zaman kendi felaketini veya kendi kaderini anlatmamıştır. Yaşadıkları ve yazdıkları belki bir tarihin kalıntıları belki de geleceğin rastlantılarıdır. Yalnızlığı da bu çerçevede ele almıştır, şair. Bazen bir tren yolculuğunda karşılaştığı birinin yalnızlığını bazen de gemide gördüğü bir yalnızı anlatmıştır. Bunların en önemlisi elbette ki Attila İlhan’ın kendi yalnızlığıdır. Şair bu yalnızlığı "Sisler Bulvarı" adlı kitabındaki "tatyos’un kahrı" adlı şiirinde şöyle ifade eder:

"son yolcunun adı attila ilhan’dı
miyoptu kısa boylu bir adamdı
dostu yoktu yalnızlığı vardı"

Bu örneklerden yola çıkarak yazımızın çıkış noktasını oluşturan "otel yalnızlığı"na gelebiliriz. Attila İlhan "Emperyal Oteli" adlı şiirinde yine derin bir yalnızlığı, ayrılığı, yoksulluğu ve imkansız aşkı anlatır.

Şiirin, ilk bendinde şair: "ben hiç böylesini görmemiştim/ vurdun kanıma girdin itirazım var/ sımsıcak bir merhaba diyecektim/ başımı usulca dizine koyacaktım/ dört gün dört gece susacaktım..." dizelerine yer verir. Şairin asıl derdi bir hayalin gerçekleşmemesi, bir tasarının neticelenmemesidir." emperyal oteli’nde bu sonbahar/bu camların nokta nokta hüznü/bu bizim berhava olmuşluğumuz/ bir nokta bir hat kalmışlığımız/bu rezil bu Çarşamba günü/intihar etmiş kötümser yapraklar... onlar gibi değilsin sen başkasın/ bu senin gözlerin gibisi yoktur/ adamın rüyasına rüyasına sokulur... hiç kimse elimizden tutmuyordu/ ben hiç böylesini görmemiştim/ vurdun kanıma girdin kabulümsün"

Attila İlhan, "Emperyal Oteli" şiiri hakkında şiirin yer aldığı kitabın "meraklısı için notlar" bölümünde şunları söyler: "ünü pek yaygın bir şiirdir bu, edebiyat matinelerinde kimbilir kaç kere okunmuştur. yanlış aklımda kalmadıysa, işsiz ve yoksul iki gencin kısa aşk öyküsüdür, bu niyetle yazılmıştır, öyledir de." Bu cümlelerden de anlıyoruz ki Attila İlhan, toplumsal bir kimliktir. Milletin geçmişini, bugününü ve geleceğini önemsemiştir. Yaşanıldığından haberdar olduğu ve düşündüğü olayları da kendi tarihi veya talihi gibi anlatmayı başarmıştır. Bu şiirde toplumun yoksul kesimine mensup iki gencin imkansız aşkları, hayal kırıklıkları otel temasının yardımıyla sunulmuştur. Attila İlhan’nın şiirleri hakkında kapsamlı bir çalışma yapan Doç.Dr.Yakup Çelik de bu şiirin imkansız aşkı, hayal kırıklığını, yoksulluğu, büyük şehirlerin ayrılmaz bir parçası olan otel çevresinde işlediğini ifade etmiştir.

Attila İlhan’ın yalnızlığı kalabalık bir yalnızlıktır. Yalnızlık duvarına farklı renkteki boyalar rastgele serpilmiştir. Bunların içinde aşk, yoksulluk, Atatürk, Cumhuriyet, devrimler, Paris, etnik farklılıklar vardır. Şair, tüm bu çeşitlemelerin içinden ana bir rengi belli etmeye çalışır. "Emperyal Oteli"nde de kendi ifadesiyle "bir aşk öyküsü" anlatırken kahramanlardan birinin acısını, hayal kırıklıklarını, yoksulluğunu ve içindeki yalnızlığı da anlatır. "vurdun kanıma girdin, kabulümsün" ifadesi de aslında kabullenilmek zorunda kalınan bir hali vurgular. Şair farklı bir imge, akış ve donanımla farklı duyguları "Emperyal Oteli"ne sığdırmıştır.

Sonuç olarak, yalnızlık her yönüyle edebi eserlere konu olmuştur. Şairlerin içinde yalnızlığı irdeleyen, yalnızlığın ve yalnızların hallerini anlatmaya çalışan iki isim de Necip Fazıl ve Attila İlhan’dır.

Şu bilinmelidir ki, Necip Fazıl ve Attila İlhan farklı dünyaların yalnızlarıdır. Necip Fazıl’ın yalnızlığı gerçekten kendi yalnızlığıdır. Ruhtan başlayıp bireye, bireyden topluma yönelen bir yalnızlıktır. Necip Fazıl, "Kaldırımlar"da da "Otel Odaları"nda da tek başına bir yalnızlığı yaşar. Attila İlhan ise kalabalık bir yalnızdır. Başkalarının hayatı ve ruhu da şairin yalnızlığının içindedir. Şiirlerinde tema çeşitlemelerine sıkça başvuran şair yalnızlığı da bir çeşni olarak kullanmıştır. Necip Fazıl’ın yalnızlığı ruhtan eşyaya; Attila İlhan’ın yalnızlığı ise insandan hayata yönelen bir yalnızlıktır. Necip Fazıl "Otel Odaları"nda eşyaların ruhuna sindirdiği yalnızlığı, ruhunun yalnızlığının gölgesi olarak sunmuş; Attila İlhan ise "Emperyal Oteli"nde kalabalık bir ruhun, dünyanın farklı bileşenleriyle yoğrulmuş yalnızlığını anlatmıştır. Necip Fazıl, yalnızlıktan sağlam bir ruh, Attila İlhan ise kalabalık bir geçmiş çıkarmıştır.


1401
0
0
Yorum Yaz